İçereği Atla
← Yazılar Sayfasına Dön

Franchise Rehberi 2012 - Dünyada ilk franchise Tımarlı Sipahiler

Osman Faik Bilge · 11.10.2011
Dünyanın en eski ve en büyük franchise zinciri Osmanlı'nın tımarlı sipahileriydi.

DÜNYADA İLK FRANCHISE - TIMARLI SİPAHİLER

 

Tarihte franchise

Türkiye pazarında faaliyet gösteren 1800’den fazla yerli-yabancı franchise markası ile, sayıca tüm Avrupa ülkelerinin önüne geçtik. Devletin yurt dışına açılma konusunda verdiği desteklerle dünyaya yayılmamız ve o konuda da rekora koşmamız yakındır. Girişimcilerin gözdesi olan franchise sisteminin geleceğinin parlak olduğunu herkes görüyor. Ama geçmişini, nereden geldiğini, kimin icat ettiğini bilen az. Gelin bu yazımızla geçmişe bir yolculuk yapalım.

Ülkemizde franchise 1985 yılında başladı. McDonald’s Taksim’de ilk restoranını açarken, Turyap ve Sağra Special franchise verdiler. UFRAD’ın kuruluşu ise 1991. İlk Franchise eki 1993’te Dünya Gazetesiyle çıktı, ilk Franchise Fuarı 1994’te Mecidiyeköy MAS fuar alanında düzenlendi.

Amerika’da franchise 1960’larda yayıldı. Araç sahipleri çoğalınca gezen tüketiciler tanıdık markaları tercih ettiler, bunu fark eden girişimciler şubeler açtı veya franchise aldılar. IFA 1960 yılında kuruldu. Franchise’a hücum başlayınca suistimaller arttı, 1978’de adaylara kapsamlı bilgi vermeyi şart koşan UFOC yasası çıktı.

En tanınmış zincir olan McDonald’s 1937’de kuruldu, fast food sistemine 1948’de geçti, franchise vermeye 1953’te başladı. Çok tanındı, çok yayıldı ama, ilk franchise o değil.  Kentucky Fried Chicken 1930’da franchise vermeye başladı. İlk fast food ise 1923’te kurulan White Castle.

En tanınmış marka olan Coca Cola da franchise, ilk şişeleme franchise anlaşmasını 1899’da yapmış. Singer, gezgin satıcılarına bölge tahsis eden franchise anlaşmasını 1951’de yapmış, herkes onu örnek aldığından ilk olduğu sanılıyor. Oysa gezgin satıcıların uzak bölgelerde askeri garnizonların içindeki “general store” mağazalarına münhasır bayilik vermesi daha eski ve muhtemelen Amerika kıtasındaki ilk franchise.

1840’larda Almanya’da bira satışı lisansa bağlandı. Bira üreticileri lisansları satın alıp, anlaştığı birahanelere kullandırdı. Tek marka, tanımlı sistem, hizmet denetimi, merkezi tedarik, süreli anlaşma gibi unsurlarıyla bu franchise sistemi Avrupa’da ilk olarak biliniyor.

Franchise sözcüğü ise çok daha eski, fransızcada serbest bırakmak anlamına gelen “affranchir” sözcüğünden türetilmiş ve “münhasır yetki vermek” anlamında kullanılmış. Orta Çağda krallar ve beyler, fuar, pazar, feribot, bira, yol gibi ticari faaliyet haklarını önce kendine alır, sonra girişimcilere franchise edermiş. Tabi kral gidip feribot güvenli mi, bira iyi mi diye bakmıyor, bir tür dolaylı vergi alıyor.

Orta çağda kilise de Hristiyanlığı yaymak için franchise sistemini kullanmış. Boş bir bölge için deneyimli bir papaza franchise belgesi vermiş. Bölge halkından bağış toplayıp kilise kurdurmuş. Topladığı vergi, bağış ve hizmet gelirleriyle kilisenin masrafını karşılamış, fazlasını merkeze yollamış. Marka, anlaşma, seçim, kurallar, hizmet, eğitim, denetim, tanıtım, raporlama gibi unsurların hepsi mevcut, sadece işi yapan kendi adına çalışmıyor.

Batılı kaynaklarda franchise tarihçesi burada bitiyor. Oysa Türk tarihinde daha eski ve yaygın bir uygulaması var. Selçuklulardaki “İkta” sistemi, Osmanlılara “Dirlik” olarak geçmiş ve başarıyla uygulanmış.


Tımarlı sipahiler

Osmanlı devletinde vakıf arazileri dışındaki topraklar, küçük, orta ve büyük yerleşim bölgelerine ayrılır, “tımar”, “zeamet” ve “has” olarak adlandırılırdı. Bu arazilerin vergisini toplama hakkı ve görevi devlete hizmet etmiş asker ve bürokratlara verilirdi. “Has” padişah, şehzade, vezir, beylerbeyi gibi üst düzey, “Zeamet” defterdar, subaşı, bey gibi orta düzey devlet görevlilerine, “Tımar” sipahilere verilirdi.

Dirliklerin küçük bir kısmı “Arpalık” adıyla üst düzey yöneticilere prim veya emekli maaşı olarak verilirken, büyük çoğunluğu atlı asker yetiştirip, donatıp, savaşa gönderecek beylere verilirdi.  Dirliğin büyüklüğüne göre sipahi sayısı artar, sahibi de erden albaya kadar rütbe alırdı.

Tımarlı sipahiler Osmanlı ordusunun belkemiğini oluştururdu. Sultan Süleyman zamanında Rumeli’de 74 bin, Anadolu’da 97 bin tımarlı sipahi, sadece 10 bin maaşlı yeniçeri vardı. Barış zamanında Sarayın askeri harcamasının çok düşük olması, askerin yerel beyler tarafından eğitilip çalıştırılması, seferde ordunun hızla toplanması, savaş masrafının düşük olması, askerin her zaman eğitimli ve motive olması, Osmanlıların başarısının sırrıydı.

Dirlik sisteminde genelde 3000 akçe vergi gelirine karşılık bir sipahi istenirdi. Bölgelerin verimliliğine ve masrafına bağlı olarak detaylı şekilde hesaplanmış bir tarife vardı. Bazı yerlerde 1000 akçe için bir sipahi istenirken, bazı bölgelerde bu miktar 6000 akçeye çıkardı. Seferde askerini getirmeyen, eksik getiren, askeri savaşta kaçanın Tımarı geri alınırdı.

Vergiler de Dirlik sistemiyle toplanırdı. Sarayın harcamaları Sultana ait Haslardan karşılanırdı. Örneğin Sultan Süleyman dönemine ait 1527-28 mali yılı kayıtlardan, 37.522 Dirlik olduğunu, vergi gelirlerinin %52’sinin saraya, %11’inin vakıflara, %37’sinin Tımarlı Sipahilere ayrıldığını görürüz. Öşür, haraç gibi şer’i vergiler merkezi yönetim tarafından belirlenir, Dirlik beyleri tarafından toplanırdı. Sipahi yetiştirmenin dışında, bölgedeki verimli arazilerin bakılmasını ve ekilmesini sağlamak da Dirlik sahibinini sorumluluğuydu, verimli araziyi üç yıl ektirmeyenin Tımarın geri alınırdı. Vergi toplayan bey, bölgesini “şenlendirir” yani imar ederdi, ihmal edenin Tımarı geri alınırdı. Bey verilen Dirlik içinde oturmalıydı, yoksa geri alınırdı.

Dirlikler tezkire, yani yazılı izinle, belli bir kişiye verilirdi. Arazinin mülkiyeti değil, kullanım hakkı verilirdi, öldüğünde miras kalmazdı. Ailesinden veya adamlarından biri yeterliyse, tanıyanların şahadeti ile ona tezkire verilirdi. Dirlik sahiplerinin uzun süre aynı yerde kalıp güçlenmesine imkan verilmezdi.

Dirlik sisteminin yükselişi ve çöküşü 

Franchise sisteminin esasını oluşturan yazılı ve süreli anlaşma, net tanımlanmış katı kurallar, işletmecinin özenli seçimi, uzun süreli ve kapsamlı eğitim, hizmet kalitesinin denetimi, hassas hesaplanmış dengeli gelir paylaşımı, merkezin hakimiyetini sağlayan güç dengesi gibi unsurların tamamı Dirlik sisteminde var. Dünyadaki ilk franchise, hiç şüphesiz Osmanlı Dirlik sistemi. Perakende ticarete Loncalarla mükemmel bir düzen, hizmet standartı, mesleki eğitim, kalite kontrol ve tüketici koruma sistemi getiren Osmanlılar, franchise sistemini perakendede kullanmaya gerek duymamış, akla en son gelecek yerde, ordu, vergi ve yerel yönetimde uygulamış. Sisteminin verimliliği sayesinde “rakip”lerine üstün gelmiş, üç kıtada on milyon kilometrekareye yayılmış. Peki bu mükemmel sistem neden yok olmuş, bunu iyi anlamamız şart.

·       Hızlı gelen başarıyla Saray rehavete kapıldı, işler hep böyle gider sandı, çöküşü göremedi.

·       Dirlikler hak edene değil nüfuzlu kişilere verildi. Sadece alacağı parayı düşünen, işiyle ilgilenmeyen, uzaktan yöneten sahiplerin elinde verimsiz hale geldi.

·        İmparatorluk çok büyüdü, güçlü sınır komşularına dayandı, savaş yağması kalmadı, ateşli silahlar karşısında sipahilerin donanımı yetersiz kaldı. Bugünkü ticari deyişle rekabet yoğunlaştı, karlar azaldı, teknoloji eskidi.

·       Sultan Dirlikleri kendine aldı, vergisinden pay istedi, arazisini küçülttü, Dirlikleri parayla sattı, vakıflara verdi. Büyüme döneminden kalan ölçüsüz harcama alışkanlığını sürdürdü, sermayeyi tüketti.

·       Düzenli kayıt tutulmadı, vergi ve sipahi hesabı bir yana, hangi tımarın kime ait olduğu bile karıştı.

Dirlik sahipleri yükümlülüklerini yerine getiremeyince Sultan sayılarını azalttı, 1839’da Tanzimat Fermanı ile tamamen kaldırdı. Dirliklerden vergileri komisyon vererek toplattı ama, bölgeyi uzaktan yönetemedi. Sipahiler modern ordular karşısında yetersiz kalınca, onları donatmak yerine Yeniçeri ordusunu büyüttü. Yeterli maaş veremeyince asker asker talimi bıraktı, kahvecilik, hamamcılık, kayıkçılık, odunculuk yaptı. Hamamcı “Patrona Halil” gibi isyanlarda birkaç kez asker Sultanını, çoğu kez Sultan askerini öldürdü. Askerle başa çıkamayacağını anlayan Sultan yeni ordu kurdu, eskisini 1826’da İstanbul’un ortasında topa tuttu yok etti. Yabancı teknolojiyi kullanan yeni ordu, o teknolojiyi geliştiren düşmanları karşısında hemen tüm savaşları kaybetti. Hareket ordusu Sultanı devirip yönetime el koydu. Ordu Dünya savaşında zora düştü, ithal komutan getirdi.

Kötü yönetilen bir franchise sisteminin sonunun nereye varacağını gösteren, kabus senaryosu gibi bir tarih. Bin yılda bir gelen Atatürk gibi bir şansımız olmasaydı, tıkır tıkır yürüyen sistemi bozmanın ceremesi çok daha vahim olacaktı.


İşin doğrusu nasıl olmalı

Sultan sorunlar başladığında bizim gibi bir franchise danışmanına gitse, herhalde şu önerileri alırdı.

1) İşletmede verimliliği artır, teknolojiyi kullan, kuralları netleştir, uygulamayı denetle, hizmet kalitesini yükselt, sistemi geliştir

2) İşi en iyi yapacak olana ver, herkesi eğit, uzun vadeli anlaşmalar yap, ilişkiyi güvene dayandır, kısa vadede çok kazanmayı bekleme, işletmeye kar ettir, sistemi yaşat, kimseyi çok güçlendirme, kontrolü elden kaçırma

3) İşletmenin kazancını bil, kısa vadede mucize bekleme, hak ettiğinden fazlasını alma, ayağını yorganına göre uzat.

Bunları eminim her dönemde söyleyen çok olmuştur, ama dinleyen hiç olmamış. 1631 tarihli Koçi Bey risalesi, sanki dün yazılmış gibi. Franchise aslında Türk milletinin karakterine çok uygun bir yönetim şekli. Ama hassas dengeler üzerine kuruluyor ve yanlış yönetilince çöküyor. Amerikalılar doğru uygulayıp hamburgeri, pizzası, sandviçiyle dünyayı fethediyor. Biz yanlış uygulayıp fethettiğimiz dünyayı kaybediyoruz.

Tarih tekerrürden ibarettir. Osmanlı 1800’lerde franchise ordusunu dağıttı, Sagra Special 2000’lerde franchise mağazalarının tabelalarını icra zoruyla indirtti. Bugün franchise vererek büyüyen birçok zincirin, hep aynı hataları tekrarladığını üzülerek görüyorum. Üçyüz yıl öncesi için verdiğim üç maddelik reçete, bugün de geçerli. Bu imparatorluğu kuran da, yıkan da bizim atalarımız. Kuranlar gibi mi davranacağız, yıkanlar gibi mi davranacağız, orası bize kalmış. Ecdadımızın başarısını ticari alanda tekrarlamak için, franchise işini doğru yapmayı öğrenmek zorundayız.