GİRİŞİMİN SAFHALARI
Girişimcinin başarı formülü tanımları herkese göre farklı, hatta girişimcinin tanımı bile farklı. Yeni ekonomiciler sadece inovatif iş fikri olan, online dünyaya açılanlara girişimci der. Melek yatırımcılar iş fikrine para arayanlara girişimci der, çoğunun batacağını peşinen kabul eder. Akademisyenler girişimcilik eğitimi alan herkese girişimci der. Girişim koçları yürekten isteyen, yılmadan deneyen her girişimci mutlaka başarır der. Tersi de var, TESK milyonlarca esnaf-sanatkar üyesine girişimci demez. Gayrimenkul yatırımıcısına kimse girişimci demez, oysa Avrupa’nın en büyük AVM yatırımcısı Türkiye’de 9 AVM yaptı, kiraya verdi, 15 yıl sonra 600 milyon Euro kredi borcuyla konkordato istedi, o halde en sağlam yatırım bile batabilir.
Örnekleri uzatmayayım, herkes kendince haklıdır. Benim girişimci tanımım, “yatırım yapıp riski üstlenen, karını alıp zararına katlanan herkes girişimcidir”.
Bana göre başarı formülü, “kişilik özelliklerine uygun işi yapmak”. Kendini tanıyan, işin gereğini doğru anlayan, kendi rolünü doğru belirleyen, işini seven, işine sarılan her girişimci başarılı olur. Yıllar içinde gördüğüm çok sayıda örnek, bana girişimcinin en büyük riskinin kendisi olduğunu gösterdi. Elbette mecbur kalırsa herkes her işi yapar, ama girişimci gereksiz risk almamalı, doğasına uygun iş seçmeli diyorum.
İşi devretme zamanı
Geçen hafta hazır işleri devralırken değerinin nasıl belirleneceği konusunu ele aldım. Bu hafta olayı devredenin gözünden işlemek istedim.
İşlerin devredilme nedeni genelde kişiseldir. Girişimci işi sevmez, kendini veremez, verimli yönetemez, devreder. Girişimci işe yetersiz kalır, beceremez, bunalır, beklediğini bulamaz, devreder. Girişimci işe fazla gelir, para kazanır ama işten sıkılır, başarısını nakde çevirmek için yatırımın üzerinde bir değere devreder. Girişimcinin hayat planı değişir, başka iş yapmak, parayı başka yerde kullanmak, hayatı başka yerde yaşamak ister, devreder. Devir nedenini doğru anlamak çok önemli, eğer sorun varsa ve devam edecekse, devralan da aynı şeyi yaşayabilir.
Bazen devretme nedeni girişimciden değil, işten kaynaklanır. Örneğin iş büyür, sektörü değişir, çalışanları farklılaşır, pazarı değişir, müşterisi değişir, ihracat başlar vb. Sonuçta girişimcinin sahip olduğu nitelikler işi yönetmeye yetmez. Bu durumu sezen girişimci kendine toz kondurmaz, çözümü profesyonel yönetici veya ortak almakta görür. Ancak işi beceremeyen girişimci, genelde işi bilen yöneticiyi çalıştıramaz, işi bilen de bilmeyenle ortak olmak istemez. Esasen işin devredilme zamanı gelmiştir. Devretme ötelendikçe iş de, girişimci de zarar görür.
Girişimci işiyle kendini özdeşleştirmemeli, giydiği elbise, bindiği araba gibi görmeli, değiştirme zamanı gelince birini bırakıp başkasına geçmeli.
İş kurmanın üç safhası
İş kurmanın üç safhası var, iş fikrini bulmak, işi kurmak, yatırımla büyütmek.
Her safhada gereken kişilik özellikleri birbirinden farklı.
Fikri bulan, hayal gücü gelişmiş, empati duygusuyla tüketici ihtiyaçlarını bulan, yenilikçi ve farklı düşünen, teknolojiyi kullanan biri olmalı.
İşi kuran organizasyon yeteneği yüksek, lider ruhlu, etkileyici, mücadeleci, araştırmacı, aceleci, yaratıcı fikirli, çözüm geliştiren, başarı odaklı biri olmalı.
İşi büyüten yatırımcı, hesaplı, sabırlı, dayanıklı, insan ilişkileri güçlü, kendini işe adayan biri olmalı.
Tanımlardan hareketle, bu üç kişinin aynı kişi olamayacağı açıkça ortada.
Üç safhada alınan riskler ve girişimcinin riske yaklaşımı da farklı.
Fikri bulan kendisi risktir. Maliyeti, fiyatı, müşteriyi düşünmez, ürüne odaklanır. Yenilikçidir yapılmamışı dener, iddialıdır hayalinin peşinden gider. Risk her yerdedir, iş fikirlerinin bir kısmı teknoloji, bir kısmı maliyet, bir kısmı talep nedeniyle uygulanabilir değildir, batmaya adaydır.
İşi kuran riski bilir ve yönetir. Hata yapma lüksü yoktur, stres altında yaşar. Riski başkasına yükler veya başkasıyla paylaşır.
Yatırımla büyüten riskten kaçınır. Kaybedecek çok şeyi vardır, işini tehlikeden uzak tutar, sakin ve düzenli bir yaşamdan hoşlanır.
Üç safhada girişimcinin işteki rolü de farklıdır.
Fikri bulan yalnız çalışır, kurgular, planlar, dener, sonuç alır, fikrini yatırımcıya kanıtlar.
İşi kuran küçük bir ekibe liderlik eder, vizyonunu ortaya koyar, iş fikrini pazara uyarlar, ekibi motive eder, paydaşları ikna eder.
Yatırımla büyüten işi delege eder, rapor alır, raporlar, bütçeler, yönetir.
Her safha için uygun niteliklere sahip girişimci, diğer safhaların gereğini yapmakta zorlanır.
Fikri bulan sindirerek düşünmeyi, icat etmeyi, işi başkasına yaptırmayı sever. İş kurma safhasının hızlı temposu, belirsizliği, zaman baskısı, imkansızlıkları, mücadele stresi onu yıpratır.
İşi kuran mücadeleyi, tempoyu, karar almayı, risk almayı, bizzat çalışmayı sever. İş düzene girince katkısının azalması, alınacak önemli kararların olmaması, rutin tempo onu yıpratır. Adeta yürüyen işi bozmak ister gibi yenilikler dener.
Yatırımla büyüten sakin davranmayı, işi izlemeyi, bütçeyi tutturmayı sever. Sıfırdan başlamak, riskli adımlar atmak, belirsizlik içinde yaşamak, radikal kararlar almak onu yıpratır.
Farklı nitelikler farklı insanlar gerektirir
Üç aşamada girişimcide olması gereken nitelikler öylesine birbirinden farklı ki, bunların aynı insanda bulunması adeta imkansız. Fikri bulan işi kuramaz, işi kuran yatırımla büyütemez.
Bu çelişkiye inşaat sektöründen örnek verebiliriz. Projeyi mimar çizer, inşaatı müteahhit yapar, binayı rantiye satın alır kiralar. Mimar binanın şekline, işlevine, malzemesine, görünüşüne, etkileyici olmasına odaklanır, maliyeti, fiyatı, satışı ikinci planda tutar. Müteahhit binayı satılabilir ve karlı hale getirmek için projede birçok değişiklik yaptırır. Rantiye binayı alır, projeyi olduğu gibi kabul eder, en karlı şekilde kiraya verir. Mimar, müteahhit ve rantiye üç farklı kişiliktir, birbirinin işini yapamaz, yapmak istemez. Deneyen olur, ama sonuç alamaz. Projeyi müteahhit yaparsa bina basit olur, rantiye yaparsa berbat olur. İnşaatı mimar yaparsa zarar eder, rantiye yaparsa bitiremez. Yatırımla yönetmeye mimarın parası yetmez, müteahhit parasını bağlamaz. Elbette insanları bu şekilde kategorize etmek doğru değil, ancak geneli bu, istisnalar kaideyi bozmaz.
İşi hangi safhada kimin en iyi yürüteceği esasen tanımlardan belli, ancak girişimci kendine fazla güvenir, her safhada yer almak ister.
Girişimci genellikle, iş fikrini bulanın rolünü atlar, işi kuranın rolünü üstlenir. İş fikrini başka yerde uygulayan birinden esinlenir, birisini kopyalar, birinden satın alır vb. Girişimcinin katkısı, iş fikrini koşullara, imkanlara uygun hale getirmektir. Ancak yatırımla büyütenin rolüne sıra gelince parası yetmez, huyu uymaz, büyüyen işi yönetemez.
Startup girişimcisi teknoloji kökenlidir, fikri bulanın rolünü üstlenir, işi kurgular, prototipi çalışır hale getirir. İşi kuranın rolüne sıra gelince huyu uymaz, eğitimi farklıdır, deneyimi olmaz, parası yetmez. Parayı melek yatırımcı koyar, işi bilen mentörlük yapar, ama sonuçta iş girişimcinin becerisine kalır. Her safha farklı kişilik özellikleri gerektirdiği için, startup girişimcilerinin büyük çoğunluğu işi kurma safhasında iş fikrini uyarlamayı beceremez. İyi kötü başlatsa bile, yatırımla büyütme safhasında yatırımcıları ikna edemez. Sonuçta yüz startup girişimcisinden ancak birkaçı büyümeyi başarır, yatırımcı şansına sevinir, kazandığıyla yetinir.
İş dünyasındaki yaygın kabul, “herkes eğitimini aldığı işi yapabilir” olduğu için, startup dünyası düşük başarı oranının nedenini girişimcinin kişilik özelliklerinde değil, pazar koşullarında, tesadüflerde arıyor. İşi biliyorsa mentörlük veriyor, iş tutarsa seviniyor, on işten birinde kazansa aldığı sonuçla yetiniyor. Yatırımcıya onda birin karı yetebilir, ama kalan dokuz girişimciye ne olur? Umudunu, hayallerini, geleceğini bağladığı iş tutmazsa o ne yaşar? Tekrar tekrar denediğinde sonuç değişmezse ne düşünür?
Girişimcinin peşinde koşacağı, “her yapana çok kazandıran” iş değil, “kendi kişiliğine uyan” iş olmalı. “Bu iş tutar mı” sorusuna, işe bakıp yanıt verilmez, girişimciye bakıp “sen işi nasıl tutarsan iş de öyle tutar” demek gerekir. Aman dikkat..

