İŞİN FELSEFESİ
Felsefe nedir
40 yılı aşkın süredir çalışan, girişimci ve danışman olarak iş hayatındayım. Yerli-yabancı birçok marka ile çalıştım, kuruluşunda, gelişmesinde bulundum. Her markanın kendine özgü bir öyküsü var, hepsi de birer insan hikayesi. Başarılı markaların ortak noktası, kurucusunun net bir felsefesi olması.
Felsefe dediğimiz, bilgelik aşkı, düşünme sistematiği, sorgulama tekniği. İş hayatıyla, ticari başarıyla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Felsefe aynı zamanda doğruyu, gerçeği, varlık nedenini sorgular. Bazı girişimciler işlerini kendi “varlık nedeni” olarak görür, net bir felsefesi olur, dünyayı güzelleştirmeyi amaçlarlar. İş hayatında kendi doğrularını izler, kendini işine adar, markasının vaadinin arkasında durur, müşterinin algısını, sektörün iş yapma tarzını değiştirir.
Bu ilkeli duruşu kimi “iş ahlakı”, kimi “işin raconu”, kimi “ustamızdan böyle gördük” diye açıklar. Kimi kendini “Mahmutpaşa”, kimi “Tahtakale”, kimi “Kapalıçarşı” ekolü olarak tanımlar, kimi “Ahi Evren” yolundan gider, kimi “Yahudi patronumdan” öğrendiği gibi çalışır.
Başarının sırrı
Akademisyenler kitaplarda iş hayatında başarılı olmanın sırrını onlarca madde ile sıralar. Başarılı girişimcilerin ise basit ve net ilkeleri vardır. İyi lokantacıların “kendim yemediğim şeyi müşterime yedirmem”, iyi esnafın “işin hilesi dürüstlüktür” dediği gibi, ilkeli girişimciler de başarılarını buna bağlar ve zevkle anlatırlar. “Özlü sözler” diye aratın, dünyadan birçok örneğini görürsünüz. Robert Bosch “insanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim”, Thomas Edison “pes etmek zayıflıktır, başarılı olmak için tekrar dene”, Steve Jobs “yaptığımız her bir iş mükemmel olmalı”, Elon Musk “şirketin kalitesi, çalışanlarının kalitesi ve yenilik yapma heyecanıdır”, Jeff Bezos “başarımızın nedeni müşteriyi ilk sıraya koymak, icat etmek, sabırlı olmak” demiş ve bunu yapmış.
İş hayatında ilkeli ve başarılı girişimciler küçük bir azınlık. Hatta Amerikalılar “business is a non ethic area” der, iş hayatını ahlak kurallarıyla ilgisi olmayan bir alan olarak tanımlar. İş hayatına bu gözle bakan girişimciler çoğunlukta, yasaya, anlaşmaya uyar, ayıp, yazık, günah dinlemez, kar etmeye bakarlar.
Felsefe nasıl aktarılır
İlkelerini her fırsatta çalışanlarına tekrarlayan, çerçeveletip işyerinin duvarlarına asan, kitaplaştırıp çalışanlarına dağıtan birçok girişimciyi tanıdım. Her birinin farklı ilkeleri vardı, hepsi ilkelerine bağlıydı ve başarısının sırrının bu olduğuna inanıyordu. Bu ilkelerini çalışanlarına, müşterilerine aktarabiliyor muydu, emin değilim. İşim gereği franchise zincirlerini kurarken, kurucunun felsefesini, markanın vaadi ve çalışanların ilkesi haline getirmek için uğraştım, el kitabına yazdım, eğitim müfredatına koydum, ama kalıcı oldu mu, emin değilim.
Girişimcinin felsefesini hayata geçirmesi ve marka vaadi olarak tüketiciye aktarması kitle ürünlerinde nispeten daha kolay. Üretimde yatırım ve disiplin, pazarlamada reklam ve dağıtım, sonuçta irade ve para ile mümkün. Perakende ve hizmet işinde aynı felsefeyi her bayiye, her çalışana öğretmek, uygulatmak, her tüketiciye aktarmak, çok daha fazla çaba ve kural gerektiriyor. Özellikle bizimki gibi kural sevmeyen bir toplumda bu hiç kolay değil.
Felsefenin başarıya etkisi
Girişimcinin ilkeleri olması ile başarılı olması arasındaki bağıntıyı ben iş hayatımda şu şekilde gözlemledim.
İlkesiz girişimciler akıllı ve donanımlıysa hızlı büyüyor, iş dünyasını ve tüketicileri basit hileler ve boş vaatlerle etkiliyor, kısa vadede kolay ve çok kazanıyor. Bir yerden sonra foyası ortaya çıkıyor, o zaman sektör değiştiriyor, aynı şekilde devam ediyor. Az sayıda girişimci bu şekilde iş hayatının sonuna başarı öyküleriyle değilse bile zengin olarak varıyor.
İlkesiz ve donanımsız girişimciler basit işlerle yetiniyor. Sırtını güçlü abilere, hemşerilere, kurumlara dayayan, risk almadan emeğini ortaya koyan, az ama hep kazanıyor, emeklilikte rahat ediyor. Büyük işlere heves eden, işi de, riski de yönetemiyor, ilkinde değilse bile eninde sonunda batıyor. Dünya genelinde ilk 5 yılda küçük işlerin yarısının batması bundan. Girişimcilerin çoğu bu gruba giriyor.
Uzun vadede başarılı olan, markasını kitlelere sevdiren girişimciler, ilkeler arasından çıkan küçük bir azınlık. Her sektörde parmakla gösterilecek kadar az sayıda girişimci. Genelde birkaç kez batıp sıfırdan başlamış oluyorlar. Bunların öyküleri, ilkeleri, başarıları genç girişimcilere örnek olarak anlatılıyor, çektikleri dertler pek bilinmiyor.
Toplum kültürümüzde geçmişten gelen bir iş ahlakı var. Hemen her şehrimizde ilkeli, işini iyi yapan, tanınan, sevilen girişimciler görürüz. Kimi kebabı, baklavayı iyi yaparak zengin olmuş, kimi sanayi tesisleri kurarak şehrini zengin etmiş kişiler. Şehrinin meşhuru girişimciler eksik rekabet ve düşük iletişim ortamında büyümüş. Ürünü iyi, fiyatı makul olan, şehrin gururu ve simgesi olmuş. Bugünün hızlı iletişim, sert rekabet, zincir işletme ortamında dengeler değişti. Eskisi gibi sadece iyi olmak rağbet görmeyi sağlamıyor, sadece farklı olan, sosyal medya üzerinden bir günde meşhur olabiliyor.
Şahsen tanıdığım çok sayıda ilkeli girişimcinin azı başarılı olmuş, çoğu ise işini büyütememiş olan yalnız savaşçılardı. İlkelilerin geride kalmasının nedenini ben genelde devlet denetiminin eksikliğinde buluyorum. Fişsiz satış, sigortasız istihdam, kaçak ithalat, taklit marka, kalitesiz üretim gibi maddi avantaj sağlayan haksız rekabete dayanmak zor, tüketicinin fiyata hassas olduğu sektörlerde ise imkansız. İlkelere bağlı kalmanın bedeli yüksek, felsefeyi tüketiciye anlatana kadar yıllar geçer, kimsenin nefesi yetmez.
Batı ülkelerinde devlet haksız rekabete izin vermiyor. İlkeli girişimciler parlak fikirleriyle sermaye topluyor. Özgün felsefesinin farkını tüketiciye ulaştırana kadar yıllarca zarar etmeyi göze alabiliyor. Batı dünyasında çok büyümeyi başarmış girişimcilerin hepsinin ilk yıllarda milyonlarca dolar zarar etmeleri tesadüf değil, işin gereği. Bu nedenlerle ilkelerini övünerek anlatabilenler daha çok batıdan çıkıyor.
Ne yapmalı
Kendi felsefesi olan, ilkelerine sadık girişimcilere önerim, uzun ve yorucu bir yolculuğa iyi hazırlanmaları. Yarı yolda kalmamak için planlarını baştan yapmaları. Karşılaşacakları riskleri öngörüp önlem almaları. İlkesizler “kervan yolda düzülür” der yola çıkarlar. İlkeliler demiryolu döşeyen mühendisler gibi zemini, tüneli, köprüyü baştan planlamak zorundalar. Önerilerim şunlar.
Akıntıya karşı yüzmeyin. Haksız rekabetle mücadele, zaman ve para kaybıdır. Kıymetinizi bilenlere yönelin, premium pazara girin, niş pazarlar bulun. Farkınızı anlatın, savunun, kalitenizin bedelini isteyin, verebilenle çalışın.
Söyledikleriniz, karşıdakinin anladığı kadardır. Müşteri iletişiminizi geliştirin, sosyal medyayı kullanın, reklam verin. İzlenmeyi, beğenilmeyi değil, anlaşılmayı, tercih edilmeyi ölçümleyin. Müşterilerinize felsefenizi doğru aktarın, onların aklında kalmayı başarın.
Birlikten kuvvet doğar. Perakende işindeyseniz franchise vererek yaygınlaşın. Çalışma prosedürlerinizi belirleyin, çalışanlarınıza ve dağıtım kanalınıza sürekli eğitim verin, geliri paylaşarak işinizi büyütün. Tüketicilerinizden geri bildirim alın, felsefenizi anladıklarından emin olun. Franchising markalaşmanın en ucuz yoludur, para harcamaz, üste para kazanırsınız.
Bunları yapamıyorsanız tabelanıza “şubemiz yoktur” yazın, felsefenizi bilip gelenlerle yetinin. Büyüyeyim derken elinizdekini de kaybetmeyin. Aman dikkat..

