Skip to Content
← Yazılar Sayfasına Dön

Para dergisi - Danışmanlık almak

Osman Faik Bilge · 11/17/2024
Öğrenmenin bedeli olur. Eğitim alan, deneyim kazanan ucuza öğrenir. Danışmanlık alan bilginin ederini öder. Deneyip yanılan pahalıya öğrenir.

DANIŞMANLIK ALMAK

 

Dünya değişiyor

Öğrencilik yıllarında başladığım iş hayatımın dörtte biri büyük işlerde yönetici olarak, dörtte üçü küçük işlerde girişimci ve danışman olarak geçti. İş dünyasını farklı açılardan tanıyınca, özellikle küçük girişimcilere ve aile şirketlerine ayak bağı olan sorunları gözlemledim. İş dünyası kaotik, kurallar ve dengeler hızlı değişiyor, dev sermaye gruplarının hakimiyeti arttı, internet ticaretin yapısını değiştirdi, dün kazandıran işler yarın olmayacak, girişimciler bilmedikleri işlere girişiyor. Bu ortamda bilenlere danışmak gerek, yapmıyoruz, gerek görmüyoruz, risk alıyoruz, aynı hataları tekrarlayıp duruyoruz.

Sade bizde değil, tüm dünyada hızlı bir değişim var. En zenginler, en büyük şirketler, en değerli markalar gibi listelere bakın, son on yılda zirve el değiştirdi. Değişime ayak uydurmak, bilmediği alanda iş yapmak için danışmanlık almak şart. Neden yapamadığımızın nedenlerine bakalım.

 

Mantıklı olan ne

 “Akıllı” veya “mantıklı” davranmak, koşullara ve çıkarına uygun davranmaktır. Aklı olan herkesin böyle davranması beklenir ama yapmaz. İnsan önemsiz kararları aklıyla, önemli kararları içgüdüleriyle alır. Kendinizin ve tanıdıklarınızın, eğitimli, medeni, makul bildiğiniz insanların, hangi önemli kararlarından yıllar sonra nasıl pişman olduğunu, ne zarar gördüğünü hatırlayın. Sorun akılsızlık değil, akıl tutulması. İnsan önemsiz konularda medeni davranıyor ama önemli konularda yabani içgüdülerine teslim oluyor. Yabani yaşamda milyonlarca yılda oluşan genler, binlerce yıllık medeni yaşamda değişmedi.

Genetik içgüdülerin bir kısmı “hayatta kalmayı”, bir kısmı da “neslin devamını” ve “türün devamını” sağlar. Bireyin zararına, hatta canına bile mal olan bu içgüdüler bize “mantıksız” görünse de, doğa açısından gayet mantıklıdır. Bu sayede bireyler ölür ama uzun vadede nesiller sürer, türler yaşar.

 

Girişimci genleri

Tüm dünyada küçük işlerin yaklaşık yarısı ilk beş yılda batıyor. Girişimciler zaten toplumun içindeki küçük bir cesur azınlık. Risk alıyor, varlığını ortaya koyuyor, canını dişine takarak çalışıyorlar. Devletler eğitimle, danışmanlıkla, kurallarla, yasalarla girişimciler batmasın diye uğraşıyor ama sonuca bakılırsa faydası olmuyor.

Herhalde girişimcilerde aşırı risk aldıran, aşırı özgüven duyuran ortak genler vardır, ama yarısı tehlikeyi göremeyecek, doğruyu bulamayacak kadar “akılsız” olamaz. Sorun neslin ve türün devamına yönelik içgüdülerin neden olduğu akıl tutulmaları olmalı. İş fikrine “aşık” olan riskleri görmezden geliyor. İşyerini “yuvası” gibi gören, zarar etse bile batana kadar bekliyor. İşyerinde çalışanları “kabilesi” gibi gören liyakata bakmıyor, işini yapmayanı çıkarmıyor. Tedarikçisini “dostu” gibi gören kaybetmemek için dezavantajlı koşullarda almayı sürdürüyor. İşini “görevi” gibi gören yetersiz kaldığı yerde yetki devretmiyor. Aile şirketlerinde akrabalık rolleri iş hayatına yansıyınca kafalar iyice karışıyor. Dışardan bakanın göreceği bariz hataları iş insanları yapıyor, üstelik yaptığıyla iftihar ediyor. Doğa açısından mantıklı olan içgüdüler, iş hayatında mantıksız kalıyor.

Danışmanın rolü

Danışman işin içine girmez, dışardan bakar. İşi bilir, durumu değerlendirir, tehlikeleri fırsatlardan ayırt eder, girişimciyi motive eder, yol gösterir. Girişimci bazen işi öğrenmek için, bazen de sadece dışardan bir bakış açısına ihtiyaç duyduğu için danışmanlık alır. Danışman girişimciye para kazandırmaz, kazanabilecek olanın sürecini hızlandırır. Girişimci işin gerektirdiği niteliklere sahip değilse, en iyi danışmanla bile başarılı olamaz.

Danışman kısa süreli hizmet verebilir, uzun süreli destek verebilir, bağımsız yönetim kurulu üyesi olabilir. İşi ve girişimciyi tanıdıkça, zaman içinde faydası da artar. Danışmanlığın belli bir formatı yok, danışman olur girişimciye yol gösterir, koç olur yoluna yoldaş olur, taşeron olur uzmanlık gerektiren hizmeti verir.

 

Kim danışmanlık alır

Toplum kültürü önemli, insanın davranışlarını etkiliyor. Çevresinin yaptığını normal buluyor, benimsiyor, yapmadığını, kınadığını denemiyor bile. Herkes değilse bile çoğunluk böyle davranıyor.

Danışmanlık toplum kültüründe olmalı. Eski Türk töresinde “aksakal” var, lider deneyimli yaşlılara danışır, sonra kararını verirmiş. Köyden kente göç büyük aileyi dağıttı, bugün herkes bildiğini okuyor. Satılan kitap sayısına bakılırsa okumuyoruz, Pisa testi sonuçlarına bakılırsa okuduğumuzu anlamıyoruz, bir nevi cahil cesaretiyle iş yapıyoruz.

Akıl alma konusunda toplum kültürümüz batıdan farklı. Örneğin batıda hazırlık kursu diye bir şey yok, bizde çocuğun istikbali diyerek dershaneleri doldurduk, kapatılınca bile vazgeçmedik. Örneğin batıda evliliğinde sorun yaşayan psikoloğa gider, bizde akrabaya şikayet eder, komşuya dert yanar, falcıya sorar, büyücüden medet umar. Örneğin batıda şirket danışmanlık almaz ve zarar ederse, yönetim kurulu gereksiz risk aldı diye genel müdürü dava eder, bizde zararı sineye çeker.

Bu durumun batılı veya doğulu olmakla ilgisi yok, asıl mesele batıda veya doğuda olmak. Almancıların trafik kurallarına Almanya’da uyup, Türkiye’de uymaması gibi, kişi çevresine uyuyor. Batıda kurallar hakim, işlerin rutini belli, işin gereğini yapmak gerekiyor, bunun için de bilenlere danışılıyor. Bizde ortam kaotik, kurallar sürekli değişiyor, denetim zayıf, ilişkiler ve yasal boşluklar para kazandırıyor. Girişimci işin rutinini bilen danışmana sormaktansa, kendi keşfettiği yoldan yürüyor.

Akıl almak batıda işin gereği, bizde zayıflık göstergesi gibi algılanıyor. Batıda danışmanlık yaygın olduğu için danışman çok, bedeli makul, her işin uzmanı var, girişimci ihtiyacını alıyor. Bizde girişimci önemli konularda kararı kendi vermek istiyor, işi kendi ekibine yaptırmak istiyor, danışmandan akıl değil hizmet istiyor, önerilerini dikkate almıyor.

Türkiye’de danışmanlık yaptığım 30 yılı aşkın sürede tanıdığım çoğu girişimcide bu davranışı gördüm. Şaşırmıyorum, çünkü toplum kültürümüz bu, ben de parçasıyım. ABD’de bir işi bir ayda bitirmem gerekiyordu, 12 uzmandan danışmanlık aldım, Türkiye’de 30 yıllık girişimcilik yaşamımda toplam 12 kişiden danışmanlık almamışımdır.

 

Öğrenmenin bedeli

Öğrenmenin bedeli vardır. Aynen erken rezervasyonla tatil almak veya geç ödemede vade farkına katlanmak gibi, bilgiyi de önceden ödeyen ucuza alır, kullanırken alan değerini öder, sonradan ödeyen pahalıya alır.

Kendi işini yapmadan önce eğitim alan, maaşlı çalışarak deneyim kazanan, düşük bir bedele katlanarak işi öğrenir. Girişim yaparken danışmanlık alan, franchise alan, ortak alan, deneyimli kişileri alan değeri neyse onu öder. Bilmediği işe girip deneye yanıla öğrenen, hatalarının maliyetine katlanır, yüksek bir bedel öder. İşini devretmek isteyenlerle konuştuğumda, bilene sorulsa yapılmayacak basit hataların nelere mal olduğunu görüyorum.

Girişimcilere önerim, kendinize güvenin ama gözünüze güvenmeyin. İnsanın zaafı akıl tutulması, her gördüğünüze inanmayın, işe dışardan bakan uzmanlara danışın. Aman dikkat..