Skip to Content
← Yazılar Sayfasına Dön

Para dergisi - Franchise regülasyonu

Para dergisi - Franchise regülasyonu
Osman Faik Bilge · 10/05/2025
Franchise sektörü regülasyonla büyüyecek

FRANCHISE REGÜLASYONU

 

Franchise pazarı

Franchise çağımızın en başarılı perakende iş modeli ve dünyada giderek yayılıyor. ABD’de 800 milyar $, tüm dünyada 4 trilyon $ düzeyinde satış hacmine ulaştı. ABD kökenli zincirler tüm dünyaya yayıldı, sistemi tanıttı, işi öğretti, her ülke kendi yerli zincirlerini çıkardı. Okuru istatistiğe boğmadan, fikir vermek için hangi ülkede kabaca kaç zincir olduğuna bakalım.

Geçen  yüzyılın başından beri franchise sistemini kullanan ve dünyaya tanıtan ABD’de 3000 kadar zincir var. 2. Dünya savaşından sonra franchise sistemini tanıyan İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya gibi ülkelerde bin civarında zincir var. Franchise deneyimi 40 yılı bulan Türkiye’de 3 bine yakın zincir var. Franchise geçmişi 20 yılı aşmayan Hindistan’da 4 bin, Çin’de 5 bin zincir var.

Bu rakamlara bakıp “boynuz kulağı geçer” demeyin, işin aslı başka. Franchise zincirler esasen para kazanma fırsatını satar, bu da ancak güven ortamında mümkün olur. Gelişmiş ülkelerde devlet bu güven ortamını sağlar, yasalar franchise alanın yatırımını, franchise verenin fikri mülkiyet haklarını korur. Çoğu ülkede ise özel bir düzenleme yok, erken kalkan “benim neyim eksik” diyerek franchise veriyor.

Zincirlerin gücü

Zincirlerin gücünü, zincir başına ortalama işletme sayısından görmek mümkün. ABD’de 300’e yakın, Almanya’da 200’e yakın, İngiltere, Fransa, İtalya, Polonya, Rusya, Brezilya, Japonya Endonezya, Hindistan, Çin gibi ülkelerde 50-100 arasında. Türkiye zincir başına 20’nin biraz üzerinde işletmeyle Malezya, Mısır gibi ülkelerin liginde yer alıyor.

Yani bir ülkede çok zincir olması, franchise sektörünün gücünü göstermiyor. Tersine, zincir başına çok işletme varsa güçlü oluyor. 10-20 şubeli küçük zincirlerin sermayesi, cirosu, ekibi zayıf kalıyor, franchise desteklerini veremiyor. 50-100 şubeli orta boy zincirler iç pazarda deneyim kazanmış, büyümeye hazır oluyor. 500-1000 şubeli büyük zincirler kurumsallaşmış, büyümüş oluyor, dünya pazarına açılıyor. Dünya markası olmuş zincirlerin binlerce, onbinlerce şubesi var, başka türlü bu çark dönmüyor.

Franchise yasaları

ABD’de 2. Dünya savaşı bitince tüketim çılgınlığı başlamış. Franchise zincirler de o dönemde kolay satmış, desteksiz büyümüş, çok yatırımcıyı mağdur etmişler. 1960’ta işini ciddi yapan, dünyaya açılmış olan zincirler IFA’yı  (International Franchise Association) kurmuş, kendilerini ayrıştırmak için üyelerini seçerek almışlar. Sektörün öncüsü McDonald’s bile 90’ların sonuna kadar “franchise” değil, “lisans” verdiğine göre, o piyasada franchise ilişkisine güven epey sarsılmış olmalı.

ABD yönetimi çareyi franchise satarken kapsamlı bilgi verdirmekte bulmuş. 1971’de eyalet bazında başlayan zorunluk, 1979’da federal yasa haline gelmiş. Franchise verenler belli bir bilgi paketini yatırımcılara vermek zorunda. Her şubenin adresini, telefonunu, kapanmış olanları, mahkemelik olduklarını listeliyorlar. Mevcut şubelerin fiilen gerçekleşen kayıtlı satışlarını dağılım olarak veriyorlar. Markayı tavsiye eden ünlüler varsa, bunu ne karşılığında yaptıklarını beyan ediyorlar. Şirketin, ortakların, yöneticilerin sektörel deneyimini anlatıyorlar. Sektörünü ve ürünlerini tanıtıyorlar. Korumalı bölgenin neyi koruduğunu açıklıyorlar. Yatırımı, ödemeleri, tedarik kısıtlamalarını, kime neden, ne indirim verildiğini, ürün ve ekipman niteliklerini bildiriyorlar. Bilgi paketini verdikten sonra, anlaşma imzalatmak için en az 14 gün geçmesini bekliyorlar. Böyle olunca franchise zincirler altı boş vaatlerde bulunamıyor, yatırımcılar kapsamlı bilgileniyor, sağlıklı karar veriyorlar.

ABD dışında birkaç ülkede daha franchise ilişkisini tanımlayan özel yasalar var, ancak bunlar ABD’deki gibi net ve katı kurallar, yaptırımlar içermiyor. Franchise verenle alanın karşılıklı dürüst, açık, adil olmasını öngörüyor. Bu gibi tanımlar yoruma açık olduğu için, ABD’nin bilgi paketi kadar etkili olamıyor.

Regülasyonun etkisi

Amerikan zincirlerinin dünya pazarına hakim olmasının tek nedeni bu yasa değil elbette. Sermaye gücü olduğu için endüstriyel ekipman kullanıyor, akademi kurup kapsamlı eğitim veriyor, reklam yapıp markasını tanıtıyor, kadro kurup etkin yönetiyorlar. Ama bu kadar masrafa girip efor harcamasının nedeni yine o yasa. Merkezin etkin desteği yoksa franchise alanlar kaderiyle baş başa kalır, çok azı başarılı olur. Franchise veren, işletmelerin ne kazandığını, nasıl desteklediğini en başta adaylara beyan etmek zorunda olduğu için mecburen masraf yapıyor, sistem kuruyor, franchise alanlarına para kazandırıyor. Bunu yapmayan daha baştan ifşa oluyor, franchise satamıyor.

Yasa yoksa, kolay yoldan kazanmak isteyenler piyasayı dolduruyor, reklamla, vaatle satıyor, seçici olmadan önüne gelene markasını veriyor, doğal olarak batanlar çoğalıyor. Lafla peynir gemisi yürümüyor, böyle bir ortamda franchise sistemine güven kayboluyor. Böyle bir ortamda güçlü zincirler franchise vermek yerine kendi şubelerini açarak devleşiyor. Girişimcilik ekosistemi bozuluyor, girişimci olabilecek kişiler maaşlı çalışmak zorunda kalıyor. Franchise sisteminin faydası, markanın ve deneyimin gücü, girişimcinin aklı ve emeği ile birleşince markanın çok güçlenmesi.

Franchise güven ister

Franchise alanlar anlaşmayı imzalayınca yatırıma ilave bir bedel öderler. Dünyada buna “franchise giriş bedeli” denir, karşılığında markanın deneyimi, kapsamlı eğitim, yatırımı yönlendirme, finansman olanağı, etkin reklam vb. avantajlar sunulur. UFRAD franchise akademisinde biz bunu öğretiyoruz ama, piyasada farklı bir terim kullanılıyor, franchise alanlar yıllardır buna “isim hakkı” diyor. Ödediği paranın karşılığında sadece markayı aldığına inanıyor olmalı ki bu adı takmış. Tıpkı dükkan devralırken ödenene “hava parası” denmesi gibi, boş dükkanın nesine para verdim diyen, bu adı uygun buluyor olmalı.

Çok düşündürücü bulduğum bu terim, sistemin nasıl algılandığını ortaya koyuyor. Franchise satan para kazanma fırsatını, umudunu satar. Güven kaybolursa işten anlayan, çalışıp kazanacak gerçek alıcılar gider, işten anlamayan, her söylenene inanan, saf yatırımcılar kalır, onlar da alır ama çalışamaz, kazanamaz.

Ne yapmalı

Ben Türkiye’deki perakende girişimcilerini, iş yaptığım birçok ülkeye göre çok daha başarılı buluyorum. Belki yüksek maaşlı sağlam iş bulamadığı için, belki sermaye eksiğini akıl ve çabayla tamamlamak zorunda kaldığı için, dünyayı izliyor, taklit ediyor, konsept geliştiriyor, çok çalışıyorlar. Ama piyasadaki kayıtsız çalışan, kalitesiz ürün satan, elemana eğitim vermeyip transfer eden kesimin haksız rekabeti nedeniyle hak ettikleri yere gelemiyorlar. Esasen bu onların değil devletin eksiği.

UFRAD bu yılki çalışma planına, küçük yatırımcının korunması, franchise sistemlerinin gelişmesi, yerli zincirlerin dünya pazarına yayılması için ön şart olan regülasyonu koydu. Hangi ülke nasıl düzenlemiş, ne destek vermiş, ne sonuç almış, biz ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız, bunun üzerinde çalışıyoruz, yetkili kurumlarla paylaşıyoruz. Esasen bu UFRAD’ın değil devletin işi.

Girişimcilere önerim, franchise alırken çok daha fazla araştırma yapmaları olacak. Franchise verenden aldığı bilgilerle yetinmeyip, birkaç franchise alanla, hatta alıp batanla konuşsalar, girdikleri işin ne gerektirdiğini, nasıl başarılı olacaklarını anlarlar. UFRAD Franchise Akademi eğitimlerine katılarak sistemin gereklerini, başarıyı getiren unsurları öğrenirler. Sektörü bilenlere danışsa, kendileri için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt ederler. Esasen bu “basiretli tacir” olması gereken girişimcinin görevi.

Herkes her işi yapamaz, ama herkesin yapabileceği bir iş mutlaka bulunur. Perakendede işin yükü girişimcinin sırtındadır, yatırımın fizibilitesi rakamları çarpıp bölerek yapılmaz, kişinin o işe uygun olup olmadığına bakılarak yapılır. Aman dikkat..