Franchise Global Olmalı
Franchise sistemi dünyada başarı öyküleriyle tanındı ve yayıldı. Her ülkede tüketiciler kaliteli hizmeti marka güvencesinde almayı tercih ettiler, franchise zincirlerinin girdiği sektörlerin yapısı değişti. Franchise işinin doğasında zaten sınır tanımamak var, bir işi iyi beceriyorsanız, dünyanın öbür ucundan talibiniz geliyor. Hemen tüm ülkelerde önce Amerikan markalarıyla tanıştı, bazıları işi hızla öğrendi, kendi markalarını çıkardılar, bazıları uluslar arası markaların hegemonyasına teslim oldular.
Türkiye yerli Franchise konseptlerini gelişmesi konusunda çok başarılı sayılabilir. Geçen yıl franchise zinciri sayısı açısından tüm Avrupa ülkelerinin önüne geçtik. Dünyada çok başarılı, hatta lider olan markalar Türkiye pazarına girdi ve çıktılar. Wendy’s, Wimpy, Dairy Queen, Fuddrackers gibi hamburgerciler, dondurmanın lideri Baskin Robbins, Hard Rock Cafe gibi bir efsane, Quiznos Sub, Hakkasan, Nandos gıdadan örnekler. Sektörlerinde lider konumda olan Alphagraphics, 7 Eleven,Toys R Us, Jani King, Futurekids, World Sites Institute gibi Franchise hizmet ve mağaza zincirleri de gelip gittiler.
Türkiye örneğini franchise yayılması konusunda dünyada benzersiz yapan bazı faktörler var. Gıda zincirlerine meydanı dar eden, en başta Türk mutfağının dünyanın sayılı mutfaklarından olması. Her vatandaşımızın tanıdığı, evinde eşinin, annesinin yapabildiği yemekler, dünyanın her ülkesinde “Türk Lokantası” açmaya yetiyor, nitekim hayatında mutfağa girmemiş birçok girişimcimiz yurt dışında bundan geçiniyor. Başka ülkelerde kabul gören, başarılı olan hızlı servis restoran konseptleri Türkiye’de karşılarında güçlü rakipler buluyor. Sistemi mükemmel olan, işine yatırım yapan yaşıyor, Franchise verip hızlı para kazanmayı düşünen yaşayamıyor.
Türkiye pazarını yabancı istilasından koruyan önemli bir etken de, düzenli olarak yaşadığımız krizler oldu. Yabancı konseptler işler iyiyken gelir, yatırımı ağırdır, başlangıçta yüksek ciroya ve karlılığa ihtiyacı olur. Geldikten kısa süre sonra rutin krizlerimizden biri baş gösterir. İşe yatırım yapmayı göze alanlar dayanır, spekülatif kazanç peşinde olanlar giderler. Yerli markaların gelişmesinde de krizler vesile oldu. Her krizde AVM ve caddelerde boşalan dükkanları başarılı zincirler doldurdu. Girişimciler krizlerde markasızların battığını, markalıların dayandığını gördüler. Sanayi, tekstil, inşaat şirketlerinin patronları kendi sektörlerinde “deniz bitti” deyip kafe açmaya talip oldular.
Türkiye’de Franchise zincirlerin gelişmesine baktığımızda, üç krizle kesilen dört dönem yaşandığını görüyoruz.
1985 yılında McDonald’s ile başlayan “masterfranchise” döneminde girişimciler kuaförden kozmetiğe, hamburgerden markete kadar ne bulduysa getirdiler. İşi öğrenip zincirleşen Turyap, Sağra gibi yerli markaların sayısı ise ancak yabancılar kadardı.
1990 yılında Kuveyt’in işgaliyle başlayıp, ani faiz ve kur artışlarıyla 1993 yılına kadar süren ekonomik kriz, yabancıların hakimiyetini dönemi bitirdi. UFRAD 1991 yılında bu krizin ortasında kuruldu, 1995 yılına kadar ilk dört başkanı yabancı markaların temsilcileriydi.
1994 yılında ekonominin canlanmasıyla başlayan “yerli zincirler” döneminde, AVM lerin açılması ve yabancıların çekilmesiyle doğan boşluğun yerli markalar tarafından doldurulduğunu gördük. İlk franchise fuarı 1994 yılında açıldı ama, ilk beş yılında bin metrekareyi hiç dolduramadı. İyi yerlerde açılan AVM ler markaların gelişmesini ve yayılmasını destekledi. Franchise kavramı pek tanınmıyor, franchise almak isteyen girişimciler giriş bedeli istenmesine tepki gösteriyordu. Büyük bir gazetede franchise markalarını tanıtan köşe yazısının adı “köşe dönmece” konmuştu. Çoğu İstanbul’dan çıkan onlarca marka, az sayıda nazlı yatırımcıya kendini beğendirmeye çalışmaktansa, kendi şubelerini açarak büyüdüler.
1999 Gölcük ve Adapazarı depremleriyle iç piyasa, 9 Eylül 2001 saldırılarıyla ihracat durdu, ağır bir kriz yaşadık. Bu dönemde girişimciler markasızların battığını, markalıların dayandığını gördü ve franchise zincirlerin gücünü anladılar. Güçlü zincirler iyi yerlerde boşalan mağazaları ucuz kiralarla tutarak büyüme fırsatını iyi değerlendirdiler.
2002 yılında başlayan siyasi ve ekonomik istikrar ortamında franchise markaların gelişimi hızlandı. Enlasyonun düşmesiyle birlikte paradan para kazanmaya alışmış birçok sektördeki girişimciler perakendenin ve franchise markaların başarısını keşfettiler. “AVM’ler ve talep” döneminde her şehirde yan yana AVM’ler açıldı, girişimcilerin franchise alma talebi adeta patladı. İyi markalarla iyi AVM lerde yer almak için “bakandan torpil” yapanları gördük. Franchise fuarları 2000 m2 nin üzerine çıktı. Franchise markaları yüzlerle ifade edilir oldu. Bu ortamda yetersiz ve hazırlıksız franchise verenler de çıktı, sorumsuzca çok can yaktılar.
2008 yılındaki global kriz bizi Amerika ve Avrupa kadar vurmasa da etkiledi. Esnaf ve tüccar, satıp parasını alamamakla, satmayıp boş oturmak arasında kararsız kaldılar. Uyduruk markaların elendiği bu krizden, altyapısı sağlam markalar daha da güçlenerek ve boşalan mağazaları tutarak karlı çıktılar.
2010 yılında başlayan “dışa açılma” döneminde artık yerli markaları dünya pazarlarında görüyoruz. Şimdiye dek kendi pazarını korumak için yabancılarla çatışan, yabancıları örnek alarak yapılanan Türk markaları, şimdi dışa açılıyor. Bu gelişme aslında bizimkilerin hevesi ve hazırlığı sonucunda değil, global krizde Türk markalarının performansını fark eden çevre ülkelerindeki girişimcilerin talebiyle oluştu. UFRAD’ın son yıllarda Avrupa Franchise Federasyonu ve Dünya Franchise Konseyinde aktif rol alması, Karadeniz Franchise Federasyonunu kurması, DEİK Kurucu Kuruluşu ve ihracat desteği için İşbirliği Kuruluşu olması ve üyelerini bilgilendirme çabası bu gelişimi hızlandırdı.
2011 yılında devletin franchise sektörüne verdiği ihracat destekleri üç grupta toplanıyor.
1) İşbirliği Kuruluşu olan UFRAD’ın yapacağı dış tanıtım, fuar ve pazar araştırma masraflarının dörtte üçü, ihracatçı heyetlerinin yurt dışı, alıcı heyetlerinin Türkiye gezi masraflarının yarısı devlet tarafından karşılanacak.
2) DTM tarafından seçilecek markaların onaylanan ülkelerde büyümeleri için 4 yıl süreyle her türlü tanıtım, araştırma, tescil, defile, fuar katılımı, ofis, depo, mağaza kirası, showroom dekorasyonu ve ilk 10 franchise mağazanın kuruluş ve kira masraflarının yarısı, her bir destek için 50.000 – 500.000 $ arasında değişen yıllık üst sınırlar içinde devlet tarafından karşılanacak.
3) Turquality programına kabul edilen markaların Türkiye’deki yönetimi ve yapılanması izlenecek, yurt dışındaki harcamalarının yarısı 5 yıl süreyle ve sınırsız olarak karşılanacak. Verecekleri ilk 100 franchise da bu destek kapsamına girecek, ancak bunlar için kuruluşta 100.000 $, kirada 200.000 $ sınırı olacak.
Şimdiye dek desteklenen markaların çoğu konfeksiyon, takı, mobilya, beyaz eşya gibi üreticilerdi. Mayıs 2011 tebliğiyle zincir restoran ve kafeler, yazılım firmaları, Türkiye’de olup yurt dışından müşteri çeken üniversiteler, hastaneler gibi hizmet kuruluşları da bu desteklerden yararlandı. Zincir restoranlar için yurt içinde en az 5, yurt dışında en az 1 şube açmış olma şartı getirildi. Önümüzdeki yıllarda Türk markaların bu desteklerle tüm dünyaya yayıldığını göreceğimize inanıyoruz.